Biz rashit olarak bugüne kadar normalin aksine beklentileri değil, hep göz ardı edilenleri işledik.

Dünya yapay etkinliklere kendini kaptırmış ve çığrından çıkmış durumda. Çeşitli akıl oyunları ile oyalanan insanlık, simülasyonların konforunu gerçeğin saflığına tercih ediyor. Tembel yanımız, tüm yaşamımızı ve benliğimizi, hislerimizin körelmesi pahasına duyularımızı birbirinden ayıran, yalıtan ve hepsini tek duyuya indirgeyen böylece hipnotik bir transa geçmemizi sağlayan, bizim de belirsiz bir nedenden dolayı sonsuz güven duyduğumuz bir teknolojiye emanet ediyor. Konforun elektrikli sandalyesine öylesine gömülmüşüz ki, insani hislerimizin körelmesi pahasına bu kayboluşu, bu yitişi kabulleniyoruz. Herşey çokça uzun bir süre önce kendi öz gerçekliğini temsile bıraktı. Kimse artık doğal olamaz, malesef biz de biz değiliz, kimse kendi olamaz zaten; hepimiz bir fotokopyayız, birer rolüz, birer pozuz, aslımız nerede? Bilinmez! İnsanlığın gömüldüğü bu tüketim mezarlığı, geriye tüketecek hiçbirşey kalmayınca elbette kendimizi tüketmemize neden olacaktır.

Dünya iktidarının düşünce yapısı, gündelik toplum yaşamındaki siyasal ve ekonomik otoritesinin, şiddet ve zor kullanmadan devamlılığını sağlayabilmek için bir yandan sistemin işleyişini sağlarken bir yandan da edilgen konumdaki insanların bu işleyişi kavrayabilmelerini güçleştiren bir kültürel yapı kurmuştur.
Bu sayede kişiyi kendi devamlılığını sürdürmenin tek yolu olan üretim-tüketim sürecine katılımcı kılar. Tüm yaşam sürecimizde oynadığımız karakter haricinde gerçekten yalnızca tüketim alanında seçme özgürlüğüne sahibiz ve onu da alım gücümüz belirliyor.

Rashit olarak buradan belirtmek isteriz ki;

  1. Sanat topluma duymak istemediği, duymaktan kaçındığı gerçeği iletir.
  2. Gerçek sanat bu yüzden toplumca zamanında kabul görmez, göremez çünkü toplum onu kavrayacak donanıma henüz sahip değildir.
  3. Bu yüzden toplumu birarada tutan güçler bir de sahte sanat üretirler ve onu pazarlar.
  4. Sahte olan sanat insanlara acı vermez, mevcut sistemi onaylar ve kabullendirir, o üretim süreci ile ahenklidir.
  5. Gerçek sanatçı zamanının ilerisinde yenilikçidir. Toplumdan hep birkaç adım önde dolanır.
  6. Yenilik; gelenek ve gelecek arasındaki çatışmadan yeşerir. Sanatçı yerinde sayamaz o yenilikçidir.
  7. Sanatçı kendini yoketme pahasına yapıtına dönüşmelidir ve o yapıtının ta kendisi olmalıdır. Sürekli değişen ve yenilenen ve ölünceye kadar süren nihai eser.
  8. Çok satan herşey beğenimizin gerilemesine neden olan birer popüler kültür yapıtıdır. Onlar çoğunluğun zevksizliğinin en güzel örnekleridir.
  9. Popüler kültür, toplumu ertesi zorlu güne hazırlayan, onların yaşantılarınına katlanabilmelerine yardımcı olan esas itici güçtür. Popüler kültür içinde tüketim metası olarak üretilen sanat satılıp-alınabilir motivasyondur.
  10. Gerçek sanat zamanında kabul görmeyen felsefe içeren yaratı, zamanı geçip işlevini yitirice sanayi tarafından içi boşaltılarak bir emitasyona dönüştürülür ve geniş kitlelere sunulur. Zira artık tehlike geçmiştir.

Bu yüzden;

  1. Güzel, hoş, iyi duygular (huzur) vermek sanatın salt amacı olmamalıdır.
  2. Sanat eseri modern toplumun parçası olmuştur bunun aksi düşünülemez. Artık veri aktarım hızı hayatın hızına yani ışık hızına erişmiştir ve herşeyin sürekli üretilebilir olması ve herşeyin heryerde eş zamanlı varolabilmesi, biz modern dünya (endüstri devrimi sonrası kültürlerin) insanlarının sürekli tüketim çağında sanattan anladığımız şeyin uçurumun kenarında yaptığımız bir ölüm dansı olmasını sağlamıştır.
  3. Eski dönemlerin elit ve üst tabaka zevki olmaktan öte sanat artık tüm dünyayı sarmıştır.
  4. Sanat artık heryerde her zaman eş zamanlı tüketilebilmektedir.
  5. Eskiden sanat zahmet ve emek-işçilik kavramıyla tanımlanırken, günümüzde daha çok akıl doluluk, kışkırtıcılık ve harekete geçiricilikle tanımlanabilir.
  6. Gözardı edilmemesi gereken gerçek ise; eski sanatı da yeni sanatı da değerli kılan hiç şüphesiz tecimsel değerleridir.
  7. Levi-straus: "Batı uygarlığında sanatın göze batan özgün çizgilerinden birini oluşturan şey bence, sahibinin ya da giderek seyircinin o nesneye sahip olma konusunda gösterdiği güçlü ve tutkulu istektir."
  8. Sanat eserinin değerinin alıcının maddi gücü belirler; sanat eserini yaratanın değere katkısı toplumun hangi kesimine ugun bir çıkarımla eserini üretme meselesidir.
  9. Geçmişin sanatına özlemle bakmaktan kurtulursak, yapıtlar birer dinsel miras olmaktan çıkacaklardır.
  10. Günümüzde sanatçının bakış açısını iki şey belirler; mekanik toplumun paslanmaz metal bakışı ve gün geçtikçe unutulmakta olan insanlığın sıcak kalbi yani matık ve duygudur.
  11. İçinde yaşadığımız tüketim toplumunda iki tür insan vardır süper üretken (udarnik) ve dayanma gücü tamamen tükenmiş (dohodit).
  12. Yaşam tüketimin körüklendiği bir tür toplama kampıdır (Gulag). Yalnızca tüketici olarak varolabilirsiniz.
  13. Kurtuluş yaratma eylemindedir. Yaratmak insanı edilgen kabuğundan çıkartabilmenin yegane yoludur. Aksi halde insan sadece bir tüketicidir ve tüketimin doğası olan doyumsuzluğun esiridir. İnsan tüketecek birşey kalmadığı ya da olmadığı durumda kendini tüketir.

Yeni bir üslup geliştirmedikçe birkimse asla kendisi olamaz, bu dünyada o yalnızca bir başkasıdır. İşte bu yüzden biz rashit olarak bizden öncekilerin doğru yanlış öğretilerini birebir kendimize baz almaktansa yeryüzünde yaşayan insan sayısı kadar doğru olduğunu kabul ediyor ve yalnızca içimizdeki doğruya ulaşmaya çabalıyoruz ve yaratıcılığın kışkırtıcı ve yıkıcı suçlarını işlemeye devam ediyoruz.

"Gelenekler güzel şeylerdir ama onlarla yaşamak için değil, onları yaratmak için" Frankz Marc